“PARMAKLARIMIZIN ARASINDAN KUM GİBİ SÜZÜLEN HAYATI KAYIT ALTINA ALMAK”

Eserlerine baktığınızda sizleri tarihi bir kapının aralığından baktıran Ressam Sami Coşkun, İskemle Sanat’a konuştu… Sanat ve toplum ilişkisini, resimlerindeki hissiyatı ve en’lerini anlatan Sami, sanatı aşağıdaki muhteşem ifadelerle tarif etti:

” O güzel, naif ve antik hikâyede bahsedildiği gibi, yola çıkacak sevgilinin gölgesini duvara çizen kızın içgüdüsü ile şimdiki içgüdümüz muhtemelen aynıdır: parmaklarımızın arasında kum gibi süzülen hayatı kayıt altına almak”

“RESİM BENİM MESLEĞİM”

Sizi tanıyabilir miyiz? Resimlerin perde arkasında nasıl bir Coşkun Sami var?

Öncelikle plastik sanatlar, kitap, sanat teorisi, efemera(gündelik yaşama ait “ıvır zıvır” olarak nitelendirilebilecek kısa ömürlü küçük ve geçici belgeler) ve “art house” sinema meraklısıyım. Bulgaristan’da doğdum. Güzel Sanatlar Lisesi ve ardından Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü’nde okudum. Devamında Ecole du Louvre’da sanat tarihi kursu ve her fırsatta müze ziyaretleri var.

Sanat hayatınızda sizi harekete geçiren şey, en büyük motivasyonunuz nedir?

Doğrusu bu konuda öyle büyük, beylik lafların edilmesi bana biraz komik gelir. Resim benim mesleğim, tıpkı marangozun kanepe yapması gibi. Büyütülecek fazla bir şey bulmuyorum. Herkes yaptığı iş konusunda tatmin olabiliyorsa ne mutlu. Değer verdiğim ressamlarla diyaloga girmeyi severim, rengin, kompozisyonun dilini konuşmak tenis maçına benzer, uzun soluklu ve devamlı bir efor ister.

“PARMAKLARIMIZIN ARASINDA KUM GİBİ SÜZÜLEN HAYATI KAYIT ALTINA ALMAK”

Sizce sanat, toplum için nasıl bir öneme sahiptir?

O güzel, naif ve antik hikâyede bahsedildiği gibi, yola çıkacak sevgilinin gölgesini duvara çizen kızın içgüdüsü ile şimdiki içgüdümüz muhtemelen aynıdır: parmaklarımızın arasında kum gibi süzülen hayatı kayıt altına almak. Ama eğer Türkiye özelinde konuşacaksak, burada görsel sanatların önemi oldukça zayıf. Bizim toplum sanki sanata işitsel ve duygusal yönden bir ihtiyaç duyuyor gibi geliyor, anekdotun, esprinin, türkü veya şarkının önemi sözel bir kültüre aittir. Diğer yandan, resme, geleneksel sanatlara hobi düzleminde müthiş bir ilgi olduğunu da görüyorum ama ciddi anlamda bir sanat pratiğine dönüşmesi için bunun altını tutarlı teori ve bilgiyle doldurmak da biraz zor. Kanımca İkea bu konuda müthiş bir katkı sağlıyor. Fazla duygusal ve kafası dağınık bir topluma rasyonel içgüdüler kazandırıyor.Görsel sanatlara ilgimiz, evimizi, habitatımızı düzenleme ihtiyacından başlar. Yani tipik bir küçük burjuva refleksidir, düşünsel yönü de belki sonra gelir.

Unutuluş

“BENİM GİBİ BÜYÜYENLER İÇİN TARİH SİSLE KAPLIDIR”

Eserleriniz, tarihi bir yolculuğa aralanan kapıdan bakıyormuşuz hissi veriyor. Bu tarihi perspektifin sanatınızla olan bağı nereden geliyor?

Benim gibi Doğu Avrupa bloğunda büyüyenler için tarih sabit ve katı değildir. Tam aksine, sisle kaplıdır. Her daim tekrar yazılmaya müsait bir malzeme, bir ikna ve ideoloji, propaganda aracıdır.Manyetik bandını geriye doğru sarılınca çıkan anlamsız seslere benzeyen bir kakofonidir. Sovyet bloğunda yer alan ülkeler için 2021 yılı komünizme geçiş yılı olarak belirlenmişti. Beş, elli yıllık planlar ve büyük sözlerin ardından bu rejimlerin ne denli çabuk dağıldığını gördük. Dolayısıyla, resimlerimde tarih perspektifi anlamında bir hissiyat varsa eğer bu konuda bilindik söylemlere duyduğum güvensizlikten kaynaklanıyordur.

Kıyı

“TECRÜBELERE GÖNDERMEDE BULUNMAYI TERCİH EDİYORUM”

Serginin ismini verirken, bir devrim şiirinden; “Özgürlüğün Alacakaranlığı”ndan / Osip Mandelştam’ın “Twilight of Freedom”dan esinlenmişsiniz. Peki bu resimlerin amaçladığı bir devrim var mı? Varsa nedir?

Rus devrimi dönemi çok karmaşık ve ilginçtir. Örneğin, Mandelştam’ın şiirinin yer alan yayındaki sayfanın karşısında, Kronştadt ayaklanmasının şiddetle bastırılmasını öven bir makale var. Özgürlükçü hülyalar bir iktidar çekişmesi ve iç savaşa dönüşüyor ve bu konuda en kararlı, en örgütlü, en gözü karalar o an için üstün geliyor; bedelini yalnızca sanatçılar değil, koca bir coğrafya çok acı çekerek ödedi. Bu tecrübelerin ışığında, o bilindik haliyle bir devrimi arzulamak, etrafı kan gölüne çevirmekle eşdeğer gibidir fakat bir yandan tonlarca başka sorun ve çelişki de var. Paradoks zaten burada başlıyor.

Değişim tabi ki olsun ama ne şekilde ve nasıl herkes için adil ve kalıcı olabilir? İklim değişikliği, ekonomi piyasası gibi son derece karmaşık sistemler için bilgisayar modellerimiz var ama irrasyonel arzuların ne şekilde, hangi yönde akacağı konusunda yalnızca daha önce yaşanan tecrübelere ve işaretlere dayanarak tahminlerde bulunabiliyoruz. Bu noktada ben de o tecrübelere bazen göndermede bulunmayı tercih ediyorum. Mesleğim gereği ise işaretleri kısmen de olsa okuyabilmek gibi bir yetkinliğim var ve maalesef işaretler iyi değil. Sergideki “alacakaranlık” metaforu da bununla ilgilidir.

Sanitarium

EKSİKLOPEDİ

Şu anda Istanbul Concept Gallery’de sergilenmekte olan SUMERKİ serginizde bir önceki “Eksiklopedi” serisinden bir desen seçkisi de bulunuyor. Bu kelimenin nasıl türediğini merak ettik.

Bu seri, üzerinde uzun zamandır çalıştığım bir günlük gibidir. Kelime anlamı ise yeterince net sanırım: ansiklopedide yer almayan şeylerin, hallerin, rüyaların ve gündelik rutinlerin listesidir.

Etkilendiğiniz o büyük sanatçı kimdir?

Bir nefeste uzun bir liste sayabilirim ama hiç sıkılmadan, tekrar tekrar dönüp baktıklarım arasında kuşkusuz Rembrandt ve Velazquez yer alıyor. Hemen yanlarında da tüm o Fluxus, Dada ve performans sanatçıları yer alır: ikona kırıcılar, asiler, nihilistler, kaybedenler.

Hiç bıkmadan dinleyeceğiniz müzik hangisidir?

Terry Riley’den “G Song” ve Bryce Dessner’den “Aheym”…Her ikisi de Kronos Quartet tarafından icra edildi.

MASUMLARIN KATLİAMI

Hiç bıkmadan bakacağınız resim hangisidir?

Baba ve oğul PieterBruegheller’den(isimleri aynı) “TheMassacre of the Innocents”in(Masumların Katliamı)tüm versiyonları… Özellikle İngiltere’de bulunan resmin ilginç bir hikayesi var. Kutsal Roma İmparatoru II. Rudolph talimatıyla resimde yer alan, öldürülmek üzere olan çocukların figürleri veya cesetleri et, meyve, hayvanlar ve kar ile değiştirilmiş. Böylece katliam sahnesi bir yağmaya dönüştürülmüş çünkü bu katliamı gerçekleştiren paralı askerlerin onun bayrağını taşıdıklarından rahatsız olmuş. Tabii resmi imha da edebilirdi, zaten eser de ona yağma yoluyla ulaşmış diye biliyoruz ama yine de yakmak yerine değiştirmeyi uygun görmüş. Demek ki sanat -ender de olsa- iktidarda olanı bir yandan rahatsız ederken öte yandan da kendi başına bir gücü elde edebiliyor: doğru olanı, insana ait iyi ve kötü olanı yorumlayıp aktararak, kimseye boyun eğmeden var olma gücünü.

Pieter Brueghel / Massacre of the Innocents

 

Yayımlayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir